Şeyh Galib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şeyh Galib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2017 Pazartesi

TERCÎ-İ BEND-İ MATLA-I HAYÂLÎ

Kalb bir gencedir cismin anın vîrânesi
Feyz bir bahr-ı kerâmetdir sözüm dür-dânesi
Nutk bir tût-i hôş-gûdur derûnum lânesi
Eşk bir sahbâ-yı âteşdir gözüm peymânesi
Ye’s bir mihmâh-ı gamdır hâtırım kâşânesi
ğ bir mürg-ı semenderdir ten âteş-hânesi

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi

Âh bir kez fursat olmaz cevr-i gerdûndan bâna
Bir nefes düşmez şikâyet tab’-ı mahzûndan bana
San gülâb-efşân olur dil çeşm-i pür-hûndan bana
Kesb-i zevk etmek ne mümkün câm-ı gülgûndan bana
Feyz yokdur hikmet-i akl-ı Felâtundan bana
Keşf olur âdâb-ı sûziş rûh-ı Mecnûndan bana

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi

Gâh hakikât cilve-gâh eyler derûnum geh mecâz
Geh safâ-yı lutf-ı hayret geh şikest-i imtiyâz
Gâh sulh ü gâh ceng ü gâh nâz u geh niyâz
Bin belâ teskîn eder ol gamze-i hâtır-nevâz
Iztırârîdir efendim bende bu sûz ü güdâz
Mahv olup bir gün bu cism-i zâr olur ifşâ bu râz

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi

Eylemiş zülfün perîşân rûy-ı âteş-tâbda
Hâb-ı mahmûrâne-i çeşmin gören mehtâbda
Ol siyeh mest-i nigeh mey nûş eder mihrâbda
Ben hayâl-i kâkül ile böyle pîç ü tâbda
Söylenir bu güft ü gûlar meclis-i ahbâbda
Aşkı ol efsâne zann eyler hayâl-i hâbda

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi

Böyledir hâl-i dilim vallâhi inkâr eylemem
Mürg-ı dînim beste-i tesbîh-i zünnâr eylemem
Bülbül-âsâ her dem efgânı gül ü hâr eylemem
Mâcerâ-yı girye-i hicrânı tekrâr eylemem
Ben zebân-ı şu’le-i âh-ı şerer-bâr eylemem
Gamla hoşnûd olmuşum hîç şekve ızhâr eylemem

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Hevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi
Hastegî-i çeşm-i bîmârı hakîm etmiş beni
Ol leb-i cân-bahş gûyâ ki adîm etmiş beni
Za’f ile gülzâr-ı manâya nesîm etmiş beni
Bir vücûd olmuş vücûdumla nedîm etmiş beni
Gamzesi tîg-i nigâh ile dü-nîm etmiş beni
Berk-i hüsnü hem hamûş u hem kelîm etmiş beni

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi

Hatt-ı rûy-ı dilberi Gâlib edip bir gün hayâl
Oldum âhir âteş-i baht-ı siyehden bî-mecâl
Gâh fikr-i dûzah-ı hecrinde hâtır pür-melâl
Geh cünûn-ı şevk ile kayd-ı ser-i zülf-i visâl
Tâb-ı sevdâ-yı mahâbbetden ederken kîl ü kâl
Geldi eş’âr-ı Hayâlîden bu matla’ hasbihâl

Aşk bir şem’-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zincîrdir gönlüm anın dîvânesi
 
1.Ey Hazret-i hadi-i sübül Fahr-i Rusül
Ayine-i ihsân-ı ezel mazhar-ı küll
Şâyan değilim gülşen-i na'te ammâ
Eyle kereminden beni güya bülbül

2. Ey mazhar u hem muzhir-i esrâr-ı Alî
İsnâ aşerin hayine serdar Alî
Anlar ki Huseyin u Mûsiy ü Cafer'dir
İki Hasan üç Muhammed ü çâr Alî

3. Ey kâşif-i esrar-i Hudâ Mevlânâ
Sultan-ı fenâ şâh-ı bakaa Mevlânâ
Aşk etmededir Hazretine böyle hitâp
Mevlâ-yı gürûh-ı evliyâ Mevlânâ

4. Ol şair-i kem-yâb benim kim Galib
Mazmunlarımı anlamamak ayıb olmaz
Yektâ güher-i gayb-ı hüviyettir
Gavvas-ı hıret behre-veri gaybolmaz

5. Ne züd ile ne ilm ile müstesnâyız
Hayrân-ı ezel âşık-ı bi-pervayız
Feyz-î nefes-î Pir ile gûyâ oluruz
Her neyse neyiz bende-i Mevlânâ'yız

6. Yakub-ı gamım aşk ile hâk olsam da
Canımdan azîzsin helâk olsam da
Dâmânını mânend-i Züleyhâ tutarım
Ey Yûsuf-ı Sine-çak çak olsam da

7. Şekvâ edip ol dilbere bed-hü diyemem
Ammâ katı dil-nuvâz u dil-cû diyemem
Hercai demek çıkar deyü havfından
Hurşîd desem rûyına karşû diyemem

8. Bir rütbede aldı beni aşk-ı dildar
Mahvaoldu hayâl u nazarından agyâr
Bir yerde bu efkar ile kendim bulamam
Ayîneye baksam görürüm sûret-i yâr

9. Ben zülf-i ziyehten ederim yâre hitâb
Yâr ise verir heman bana cam-ı şerâb
Ol gamze-i şuh mest u dil divâne
Anlamadı gitti ne suâl u ne cevab
(1. Ey kapısı, yolları gösteren Peygamberlerin övüncü, ey ezeli ihsanın aynası, ey ululukların, yüceliklerin hepsine mashar olan senin güzel gül bahçesine layık değilim ama sen, kereminle beni söyleyen bir bülbül haline getir.
2. Ey hem sırlara mazhar olan, ey onları ıhsâr eden Alî; ey onikiler bölüğünün başı, başbuğu Alî. Onlar Hüseyin, Mûsâ, Cafer, iki Hasan üç Muhammed, dörd Ali'dir.
3. Tanrı sırlarını açan Mevlânâ. Ey yokluk sultanı, varlık, ebedîlik padişahı Mevlânâ. Aşk sana şöyle hitap etmelidir: Ey Tanrı dostlarının efendisi Mevlânâ.
4. Ey Galib, ben misli pek az bulunur öyle bir şairim ki mazmunlarımı anlamamak ayıp sayılmaz. Mazmunlarım, hep Tanrı zatının bilinmeyen tek incileridir; akıl dalgıcı, bilinmeyen gizli şeylerden faydalanamaz; onları elde edemez.
5. Ne zahitlikle tekiz, eşsiziz, ne bilgiyle. Ezelden beri hayran, pervasız âşıklarız. Pîr'in nefesinin feyziyle söyleriz; her neysek neyiz; Mevlânâ'nın kuluyuz, kölesiyiz.
6. Toprak olsam da aşkla gam Yakub'uyum; helak olsamda sen, benim canımdan azizsin. Ey Yûsuf-i Sîneçak, yarılıp paramparça da olsam Zelîhâ gibi eteğine sarılırım, eteğini tutarım.
7. Şikâyet ederek o dilbere, o gönül kapan güzele, kötü huylu diyemem; ama çok gönül okşayan, gönül almaya çalışan da diyemem. Hercaî sözü ağzından çıkar diye korkumdan, güneş desem bile, yüzüne karşı söyleyemem.
8. Gönül kapan sevgilinin aşkı, beni benden öylesine aldı ki yabancılar, aşktan anlamayanlar bile hayalimden de mahvoldu gitti, gözümden de. Bu düşüncelerle kendimi hiçbir yerde bulamam; aynaya bile baksam sevgilinin yüzünü görürüm.
9. Ben sevgiliye siyah saçlarından bahsederim; sevgili ise bana, hemen şarab kadehini sunar. O güzel bakış sarhoş, gönül ise deli divanedir. Hâsılı sual de anlaşılmadı gitti, cevap da. )

18 Şubat 2016 Perşembe

Gül âteş gülbün âteş gülşen âteş cûybâr âteş
Semender-tıynetân-ı aşka bestir lâlezâr âteş

Heman ey sâkî bir sagar tutuşur dest-i dildâre
Gazeble bezme geldi şem’-i meclisveş yanâr âteş

Nesîm âteş çıkardı gonce-î çeşm-î ümîdimden
Bıraktı gülşen-î âmâlime berk-ı behâr âteş

Hayâl-i hasret-i hâlinle âh ettikçe uşşâkın
Şeb-i firkatte her dem ahterân eyler nisâr âteş

Banâ düzahtan ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Dıraht âteş nihâl âteş gül âteş berk ü bâr âteş

Çerâg-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakıştırmış
Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş

Meğer kilk-i sebük-cevlânım olmuş germ-rev Gâlib
Zemîn âteş zaman âteş bütün nakş u nigâr âteş

Şeyh Galib

14 Ağustos 2015 Cuma


Dil-i zaîfe bir âfet güzel beğendiremem;
O hasta-i gâm-ı aşka ecel beğendiremem.
Zayıf gönle hiçbir müstesnâ, çarpıcı, öldürücü (bakışlı bir) güzel beğendiremiyorum. O aşk derdinin hastasına (derdine tek çâre olacak) ecel beğendiremiyorum.
Niyâz-ü nâzda sihr-i halâl bilsem de,
Nigâh-i pürfene etmem cedel beğendiremem.
Yalvarma konusunda da, nazlanma bahsinde de güzel ve tesirli sözler söyleyebilsem bile, bunları birçok hileler bilen fettân bakışlarına kabul ettiremem. Onunla mantık yolundan yapılacak münâkaşaların beyhûde olduğunu bildiğim için, bu yola hiç girmem.

Hatâ, o nerkis-i şehlâdadır, sözümde değil;
Eğerçi her sühânım bî-bedel beğendiremem
Her sözüm, eşsiz derecede güzel olduğu halde beğendiremiyorum. Yanlışlık, benim sözümde değil, onun şehlâ gözlerindedir.
Tasavvûrumda dâhi himmetim olup mâni';
Sezâ-yi hâhiş olur, bir emel beğendiremem.
Ona hayâlimde ile beğenebileceği bir arzumu, emelimi bulup da kabûl ettiremiyorum. Buna biraz da mağrûr irâdem mâni (engel) oluyor.

Kemend-i nazmım ederken gazâl-i ma'niyi râm;
Yine o şûhuma Gâlip, gazel beğendiremem.
Ey Gâlip! Nazmımın kemendi, mânâ ceylanına boyun eğdirdiği halde, yine o fettan güzelime gazel beğendiremiyorum.

Şeyh Galib


5 Temmuz 2015 Pazar

Kemâl-i zâtının na’tı anılmaz yâ Rasûlallah!
Kalır levh ü kalem mislin yazılmaz yâ Rasûlallah!

Senin medhinde şirket eylesem Mevlâ’ya ma’dûmum
Bu babda cürm ü isyâna bakılmaz yâ Rasûlallah!

Ne hâkim ben ki nâ-şüste kalam deryâyı cûdunda
Habâb-ı Nün felak hîçe sayılmaz yâ Rasûlallah!

Şafâk-veş her ki dâğ-ı âteşîn’i aşkını açmaz
Gül-i maksûd billâhî açılmaz yâ Rasûlallah!

Gabâr-ı âsitânın pertevinden âb olan hâtır
Fürüğ-i pençe-i mihre kapılmaz yâ Rasûlallah!

Ümîd oldur ki Galib çâker-i evlâd ü âlindir
Gürûh-i ehl-i hüsrâna katılmaz yâ Rasûlallah! 

Şeyh Galib

3 Temmuz 2015 Cuma


Hoş geldin eyâ berîd-i cânân
Gel ver bana bir nüvîd-i cânân
Cân ola fedâ-yı ıyd-i cânân
Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân
Yârin bize bir selâmı yok mu

Yârabbî ne intizârdır bu
Geçmez mi nice rûzigârdır bu
Duysam ki ne şîvekârdır bu
Hep gussa vü hârhârdır bu
Vuslat gibi merâmı yok mu

Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı edip iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gam defterinin tamâmı yok mu

Kâm aldı bu çerhden gedâlar
Ferdâlara kaldı âşinâlar
Durmaz mı o ahdler vefâlar
Geçmez mi bu etdiğim duâlar
Hâl-i dilin intizâmı yok mu

Dil hayret-i gamla lâl kaldı
Gâlib gibi bî-mecâl kaldı
Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı
El'ân bir ihtimâl kaldı
İnsâfın o yerde nâmı yok mu?


Şeyh Galib

Hoş geldin, ey habercisi cânânın!
Gel de ver müjdesini cânânın.
Bayramına canım fedâ cânânın.
Ümidinde yok mu fayda cânânın;
Yârin bize bir selâmı yok mu? 

 
Nasıl bir bekleyiş, Ya Rahman bu?
Hiç geçmez mi, nasıl bir zaman bu?
Duydum düşkünlüğünü naza bunun,
Verdiği hep sıkıntı eza bunun;
Kavuşmak gibi bir merâmı yok mu? 

 
Ey düşkünlerin Hızır'ı, söyle
Apaçık eyle bu sırrı, söyle
Hâlime sen ol tercüman, söyle
Teker teker saklamadan söyle;
Gam defterinin tamamı yok mu? 

 
Keyf aldı tâlihden dilenenler,
Yarına kaldı iyi bilinenler.
Nerede o ahdler, o vefalar?
Geçmez mi bu ettiğim dualar?
Gönül hâlinin intizamı yık mu? 

 
Gamla şaşkın gönül dilsiz kaldı,
Galip gibi mecalsiz kaldı.
Gönderdiğim arzıhal haldı,
Şimdi bir tek ihtimal kaldı;
İnsafın o yerde namı yok mu? 

 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Hüsn ü Aşk’tan 
Tarz-ı selefe tekaddüm ettim
Bir başka lügat tekellüm ettim
Ben olmadım ol gürûha pey-rev
Uymuş belî Gencevî’ye Hüsrev
Billah bu özge mâcerâdırSen bakma ki defter-i belâdır
Zannetme ki şöyle böyle bir sözGel sen dahi söyle böyle bir söz
Erbâb-ı sühan tamâm malûm
İşte kalem işte kişver-i Rûm
Gördün mü bu vâdi-i kemîni
Dîvân yolu
 sanma bu zemîni
Engüşt-i hatâ uzatma öyle
Beş beytine bir nazîre söyle
Az vaktde söyledimse anı
Nâ-puhteliğin değil nişânı
Gördük nice şâhlar gedâlar
Bir anda yapar anı babalar
Gencînede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim
Esrârını Mesnevî‘den aldım
Çaldımsa da mîrî malı çaldım
Fehmetmeğe sen de himmet eyle
Ol gevheri bul da sirkat eyle
Çok görme bu hikmet-i beyânım
Tevfîka havâle eyle cânım
İn dem ki zi şâirî eser nîst
Sultân-ı sühan menem diger nîst 
Şeyh Galib
(1757-1799) 
Kevser-i ateş nihadın adı aşkDüzah-ı cennet nümanın adı aşk 
Bir lügat gördüm cünun isminde ben
Anda hep cevr ü cefâ’nın adı aşk                              Şeyh Galip                              (1757-1799)

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr’ım ağlasın
Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh
                                     Şeyh Galip:
                                     (1759-1799)

22 Haziran 2015 Pazartesi

Gencinen olsam vîrân edersin
Âyînen olsam hayrân edersin

Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna
Baksan ne işler seyrân edersin

Sâkî kerâmet sende ya bende
Bahri habâba mihmân edersin

Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşm
Âteşle âbı yek-sân edersin

Ey huşk zâhid dem urma meyden
Dest-i duâyı mercân edersin

Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
Büttür demezsin îmân edersin

Mâdâm uçarsın gözlerde ammâ
Rûyun perî-veş pinhân edersin

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler
Bî-hûde Gaalib efgaan edersin

Etvâr-ı çerhe uy mevlevî ol
Seyrân edersin devrân edersin

Şeyh Galip

11 Haziran 2015 Perşembe

        Derd-i mihnetir beladır adı aşk
                     Bir marazdır ibtilâdır adı aşk
                     Andadır râz-ı adem sırr-ı vucûd
                     H
îçdir yokdur bekâdır adı aşk
                     Eylemekdir kenduyi mahz-ı recâ
                     Cümleden kat’-ı recadır adı aşk
                     Cân u cânândan müberrâ muttasıl
                     Bir bilinmez müdde’âdır adı aşk
                     Şimdi Gâlib bir şeh-i âlî-cenâb
                     Gönlümüzle âşinâdır adı aşk
                   Şeyh Gâlib –
KEMAL-İ ZATININ 

Kemâl-i zâtının na’tı anılmaz yâ Rasûlallah!
Kalır levh ü kalem mislin yazılmaz yâ Rasûlallah!

Senin medhinde şirket eylesem Mevlâ’ya ma’dûmum
Bu babda cürm ü isyâna bakılmaz yâ Rasûlallah!

Ne hâkim ben ki nâ-şüste kalam deryâyı cûdunda
Habâb-ı Nün felak hîçe sayılmaz yâ Rasûlallah!

Şafâk-veş her ki dâğ-ı âteşîn’i aşkını açmaz
Gül-i maksûd billâhî açılmaz yâ Rasûlallah!

Gabâr-ı âsitânın pertevinden âb olan hâtır
Fürüğ-i pençe-i mihre kapılmaz yâ Rasûlallah!

Ümîd oldur ki Galib çâker-i evlâd ü âlindir
Gürûh-i ehl-i hüsrâna katılmaz yâ Rasûlallah! 

Şeyh Galib

10 Haziran 2015 Çarşamba

Bir şûlesi var ki şem’i cânın
Fânûsuna sığmaz âsumanın
Bu sîne-yi berk âşiyânın
Sîna dahi görmemiş nişanın
Efruhte-yi inâyetindir.
.

İlk iki mısra:
Canımın, benliğimin, mevcudiyetimin öyle bir şûlesi, ateşi, alevi var ki, bütün bir gök kubbe fânûs kesilse bu şûleyi içine sığdıramaz, diyor. Bu nasıl bir şûledir ki, sayısız güneşin içinde birer toz mesabesinde bile olmadığı nihayetsiz boşluk bile içine sığdırmaktan aciz kalıyor?Şairin bu mısraları nasıl bir bakış açısıyla, nasıl bir şuur ve idrak seviyesiyle söylediğini, ancak şiiri “Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım” ve “Müminlerin kalbindeyim” Hadîs-i Kutsileri ışığında ele aldığımızda anlamak mümkün oluyor.
3. ve 4. mısra:
Üzerinde Hazret-i Musa’nın (aleyhisselam) Allahü teala ile tekellüm ettiği, konuştuğu Sîna dağı, müstahkem bir yuva olan bu göğüs kafesimin bırakın kendisini; nişanını, izini dahi görmüş değildir!Musa (aleyhisselam) Tûr-i Sîna’da Allahü teala ile cihetsiz ve zamansız olarak konuşunca, dağ dayanamamış, paramparça olmuştur. Böyle bir iddiada bulunmak yersiz değildir. Zira, “Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım” ve “Müminlerin kalbindeyim” müjdesine mazhar olan kalp, işte bu göğüs kafesinde bulunmaktadır.
Son mısra:
İlk dört mısrada, eşref-i mahlûkat sıfatına lâyık olabilirse insanın nasıl bir makama ulaşabileceği çok iddialı bir üslupla dile getirilmekte. Son mısrada ise, ancak ve ancak Server-i Kainat’a uyanların kalbinin âsumanın bile tahammül edemeyeceği bir nurla aydınlanabileceği ifade ediliyor. Önce, asîl ve vakûr bir yükseliş, sonra da mütevazı bir alçak gönüllülük var şiirde.
Kelimeler: Şûle: alev; Şem: mum; Fânus: mum, gaz lambası vb. aydınlatma araçlarının çevresini kapatarak rüzgârdan koruyan cam; Âsuman: gökyüzü; Sîne: göğüs kafesi, mecâz gönül, yürek; Berk: sağlam, sert, katı; Efruhte: aydınlanmış; İnâyet: İhsân, lütuf.
Ey nihal-i işve bir nevres fidanımsın benim

Gördüğüm günden beri hatır-nişanımsın benim

Ben ne hacet kim diyem ruh-ı revanımsın benim

Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim


Derd-i aşkın ben senin bihude ızhar eylemem

Laf edip ah u enini kendime kar eylemem

Hasılı alem bilir bu sırrı inkar eylemem

Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim


Ey gül-i bag-ı vefa malumun olsun bu senin

Har-ı cevr ile sakın terk eylemem piramenin

Ölme var ayrılma yoktur öyle tuttum damenin

Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim


Gahi ikrar eyleyip gahi dönüp inkardan

Aksini seyreylerim ayinede divardan

Gerçi bu suretle pinhan eylerim agyardan

Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim


Beste kıldım saz-ı efkarı o zülf-i sünbüle

Oldu Galib perde-i ahım muhayyer sünbüle

Her çi bad-a-bad bağlandım heva-yı kaküle

Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim


ŞEYH GALİP