Fuzuli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fuzuli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2016 Pazartesi

MURABBA
  Perişan halin oldum sormadın hal-i perişanım Gamından derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım Ne dersin rüzgârım böyle mi geçsin güzel hanım Gözüm cânım efendim sevdiğim devletli sultanım. Senin yüzünden perişan oldum, ama sen perişan halimi sormadın. Senin aşkın sebebiyle derde düştüm, ama sen derdime çare bulmadın. Benim hayatım, vakitlerim hep böyle mi geçsin, ne dersin güzel hanım Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Esîr-i dâm-ı aşkın olalı senden vefa görmem Seni her kande görsem ehl-i derde âşinâ görmem Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Aşkının tuzağının esiri olduğumdan beri senden vefa görmüyorum. Zaten seni her nerede görsem dertlilere yakın olduğunu görmüyorum. Vefa ve samimiyet konusundaki bu davranışını sana yaraşır görmüyorum. Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Değer her dem vefasız cerh yayından bana bin ok Kime şerh eyleyem kim mihnet ü endûh u derdim çok Sana kaldı mürüvvet senden özge hîç kimsem yok Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım Her an vefasız feleğin yayından bana bin ok değer. Kime anlatayım, benim mihnetim, tasam, derdim öyle çok. Elimden tutmak, iyilik etmek sana kaldı, senden başka hiç kimsem yok. Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Gözümden dem-be-dem bağrım ezip yaşım gibi gitme Seni terk etmezem çün ben beni sen dahi terk etme İgen çok zâlim olma ben gibi mazlûmı incitme Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Her an bağrımı ezip gözümden akan gözyaşı gibi sen de gitme. Ben seni madem terk etmiyorum, sen de beni terk etme. Hem bu kadar zalim de olma, benim gibi bir mazlumu incitme. Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Katı gönlün neden bu zulm ile bî-dâda râgıbdır? Güzeller sen gibi olmaz cefâ senden ne vâcibdir? Senin-teg nâzenîne nâzenîn işler münâsibdir Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Merhametsiz yüreğin neden bu zulme ve işkenceye isteklidir? Güzeller senin gibi (merhametsiz) olmaz, cefa sana neden gerekli olsun? Senin gibi nazlı, latif güzele nazlı, latif işler uygundur, Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan şeyle Yamanlıkdır işin uşşak ile yahşi midir böyle? Gel Allah’ı seversen bendene cevr etme lûtf eyle Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Dertlilerin gözlerinden akıttıkları gözyaşlarına bakmıyorsun, aldırmıyorsun. İşin âşıklara kötülük etmek, böyle (davranmak) güzel mi? Gel, Allah'ı seversen, kuluna eziyet etme, lütfeyle. Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Fuzûlî şîve-i ihsanın ister bir gedâyındır Dirildikçe seg-i kuyun ölende hâk-i payındır Gerek öldür gerek ko hükm hükmün rây rayındır Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım. Fuzûlî senden iyilik dileyen bir dilencidir. Hayatta oldukça kulun köpeğin, öldüğünde de ayağının toprağıdır. İster öldür, ister bırak, dilediğini yap ona. (Bu konuda) karar senin, düşünce senindir. Gözüm, cânım efendim, sevdiğim, devletli sultanım.
  Fuzuli ( 1483 - 1556 )

5 Temmuz 2015 Pazar

Ey göz ol nergis-i hûn-hâre nigâh etme dahi 
Rûzgârım gam-ı aşk ile siyâh etme dahi

Ey gözüm yaşı bu ser-geşteliğin terkin kıl 
Serv-kâmetlere kat'-i ser-i râh etme dahi

Ey gönül ömrümü verdin yele âşıklık ile 
Bakma her gonce-leb ü gül-ruha âh etme dahi

Bakma ey cân hat u ruhsârına mahbûbların 
İhtiyât eyle günâh üzre günâh etme dahi

Kılma ey aşk baña arz perî-çihreleri 
Sûret-i hâlimi mihr ile tebâh etme dahi

Götür ey nefs hevâ vü hevesin âlemden 
Herze herze taleb-i rif'at-i câh etme dahi

Ey Fuzûlî mey ü ma'şûk mezâkın terk et 
Özünü âsi-i der-gâh-i îlâh etme dahi

Fuzuli
Benüm teg hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Rab
Esîr-i derd-i ışk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab

Dem-â-dem cevrlerdür çekdüğüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir Müselmân olmasun yâ Rab

Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Rab

Çıkarmak etseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab

Demen kim adli yok ya zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Rab

Cefâ vü cevr ile mu'tâdem anlarsuz n'olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab

Fuzûlî buldu genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab

Fuzûlî

30 Haziran 2015 Salı

Bu murabba’ Leylî dilindendür‎

Girîbân oldı rüsvâlıg eliyle çâk dâmen hem
Mana rüsvâlıgunda dûst hem ta’n etdi düşmen hem
Reh-i aşk içre cân kıldum giriftâr-ı belâ ten hem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Eger dutsam gamum elden nihân sabr u karârum yoh
Ve ger şerh-i gam-ı pinhânum etsem gam-güsârum yoh
Esîr-i bend ü zindânem elümde ihtiyârum yoh
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Olupdur eşk-i hûn-âb ile gül-gûn çehre-i zerdüm
Yanupdur âteş-i hicrâna cân-ı derd-perverdüm
Cefâ-yı çerh-i kec-reftâr elinden var min derdüm
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Gehî şevk-i visâl ü geh belâ-yı hecr ile zârem
Özüm hem bilmezem derdüm nedür men niçe bîmârem
Gam-ı aşk içre min dermân yoh derde giriftârem
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Cüda senden belâ vü derd-i hicrân ile dutdum hû
Kılur her dem mana bî-dâd derd ayru belâ ayru
Belâ vü derde düşdüm rûzgârum beyle hâlüm bu
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Tâbîb-i akla çoh izhâr kıldum derd-i pinhânı
Men-i bîmâra kat’â olmadı bir sıhhat imkânı
Ezelden var min derdüm yohdur hîç dermânı
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem

Fuzûlî her zaman bir ta’n ile bagrum kılursen kan
Acep bilmez misen aşkdan geçmek degül âsân
Bilürsen düşmişem bir derde kim yohdur ana dermân
Bu yetmez mi ki bir derd arturursen derdüme sen hem



Fuzuli
 

Rüsvalık eliyle pare pare oldu, yakam da, eteğim de;
Beni rüsvalığımda dost da ayıpladı, düşman da;
Aşk yolunda belâya tutsak oldu; canım da, hem tenim de…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Eğer kaderimi ellerden saklasam; sabrım kararım yok;
Ve eğer gamlarımı döksem; bir dert ortağım yok;
Zindan ve bağ tutsağıyım; elimde iradem yok…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Soluk çehrem, kanlı gözyaşlarımla kızarmış;
Dertli canım, ayrılık ateşiyle yanmış;
Kötü huylu feleğin cefasıyla derdim bine varmış…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Kâh vuslat hevesiyle, kâh ayrılık belâsıyla ağlarım;
Ben de bilmiyorum; nedir derdim, ben neden hastayım?
Aşkın gamıyla, binlerce dermansız derde tutsağım…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Belâ ve aşk derdine alıştım, senden ayrı kalalı;
Her dem bana zulmetmedeler; dert ayrı, belâ ayrı…
Belâya, derde düşmüşüm; günlerim böyle, halim bu…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Aşk tabibine çok açtımsa da gizli gamlarımı;
Ben hastaya hiç bulunmadı bir sıhhat imkânı;
Ezelden, öyle bin derdim var ki, yok asla dermanı…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

Ey Fuzulî, hem beni ayıplayıp, bağrımı eylersin kan;
Acep bilmez misin ki, kolay değil vazgeçmek aşktan?
Biliyorsun, öyle bir derde düşmüşüm ki, yok ona derman…
Bu yetmez mi ki, bir dert katarsın derdime sen de?

28 Haziran 2015 Pazar

Yâ Rab hemîşe et lutfunu reh-nümâ mana
Gösterme ol tarîki ki gitmez sana mana

Ya Rabbi lütfunu her zaman bana yol gösterici kıl. Sana ulaşmayan yolu bana gösterme.   

Kat'eyle âşinâluğum andan ki gayrdur
Ancak öz âşinâlarun et âşinâ mana

Sana yabancı kişilerle olan dostluğumu kes. Sadece kendi dostlarına beni dost et.

Bir yolda sâbit et kadem-i i'tibârumı
Kim reh-ber-i şerî'at ola muktedâ mana

İtibar adımımı öyle bir yerde durdur ki, şeriat kılavuzu Hz. Muhammed bana önder olsun.

Yok mende bir amel sana şâyeste ah eger
A'mâlüme göre vere adlün cezâ mana

Eğer senin adaletin bana amellerime göre bir ceza verirse yazık, çünkü bende sana yakışır bir amel yok.

Havf-i hatâda muztaribem var ümîd kim
Lutfun vere beşâret-i afv-i hatâ mana

Hata korkusuyla müzdaribim. Senin lütfunun bana hatamın bağışlanacağı müjdesini vereceğini ümit ediyorum.

Men bilmezem mana geregin sen hakîmsen
Men'eyle verme her ne gerekmez sana mana

Ben bana gerekeni bilmem. Sen hakimsin. Bana ne gerekmiyorsa beni ondan uzaklaştır, onu verme.

Oldur mana murâd ki oldur sana murâd
Hâşâ ki senden özge ola müdde'â mana

Benim istediğim senin istediğindir. Haşa! Çünkü benim senden başka bir isteğim yoktur.

Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr
Yâ Rab hidâyet eyle tarîk-i fenâ mana

Beni Fuzuli gibi heves hapsinde bırakma. Ya Rabbi beni fena (senin yolunda yok olma) yoluna yönelt.


(Fuzûlî)

25 Haziran 2015 Perşembe

1-         Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su,

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su.

·      Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez.

2-         Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem,

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su.

·      Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..

3-         Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk,

Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su.

·      Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamânla duvarda, yarlarda yarıklar meydâna getirir.



4-         Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin,

İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su.

·      Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.

5-         Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün,

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su.

·      Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.

6-         Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna,

Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su.

·      Hattâtın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez.

7-         Ârızun yâdıyla hem-nâk olsa müjgânum n’ola,

Zâyi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su.

·      Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zîrâ gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.



8-         Gam güni itme dil-i bîmârdan tîğun diriğ,

Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su.

·      Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zîrâ karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

9-         İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it,

Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su.

·      Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defâ da benim için su ara.

10-   Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi,

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su.

·      Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.

11-   Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr,

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su.

·      Su, her zamân senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.



12-   Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek,

Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su.

·      Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.

13-   Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar,

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su.

·      Dostlarım! şâyet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.

14-   Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meğer,

Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su.

·      Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.

15-   İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile,

Gül budağınun mizâcına gire kurtara su.

·      Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.


16-   Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme,

İktidâ kılmış tarîk-i ahmed-i muhtâr’a su.

·      Su Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.

17-   Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ,

Kim sepüpdür mu’cizâtı âteş-i eşrâra su.

·      İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.

18-   Kılmağ içün tâze gül-zâr-ı nübüvvet revnakın,

Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su.

·      Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydâna çıkarmıştır.

19-   Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim,

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffâra su.

·      Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.


20-   Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ,

Barmağından virdügin şiddet güni ensâr’a su.

·      Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.

21-   Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât,

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su.

·      Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayât olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.

22-   Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz,

El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su.

·      Abdest (almak) için el uzâtıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.

23-   Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasıl,

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su.

·      Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.


24-   Zerre zerre hâk-i dar-gâhına ister sala nûr,

Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre pâre su.

·      Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler hâlinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.

25-   Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

·      Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günâhkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.

26-   Yâ habîba’llâh yâ hayre’l-beşer müştâkunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

·      Ey Allâh’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.

27-   Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i mi’râc’da

Şeb-nem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

·      Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.


28-   Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mi’mâra su

·      Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.

29-   Bîm-i dûzah nâr-ı ğâm salmış dil-i sûzânuma,

Var ümîdim ebr-i ihsânun sepe ol nâra su.

·      Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsân bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.

30-   Yümn-i na’tünden güher olmış fuzûlî sözleri,

Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü-i şeh-vâra su.

·      Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.

31-   Hâb-ı ğafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr,

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su.

·      Kıyâmet günü olduğu zamân, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zamân,



32-   Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam,

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su.[2]

·      O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrûm bırakmayacağını ummaktayım.

Fuzuli

22 Haziran 2015 Pazartesi

"Menem ki kaafile-salar-ı kârban-ı gamem
Müsafir-i reh-i sahray-ı mihnet ü elemem
Hakir bahma mene, kimseden sağınma kemem
Fakir-i padşeh-asâ, gedây-ı muhteşemem"

Fuzulî
Âşiyân-ı mürg-i dil zülf-i perîşânındadır
Kanda olsam ey perî gönlüm senin yanındadır

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma dermân kim helâkım zehr-i dermânındadır

Çekme dâmen nâz edip üftâdelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller kim dâmânındadır

Mest-i hâb-ı nâz ol cem' et dil-i sad-pâremi
Kim anın her pâresi bir nevk-i müjgânındadır

Bes ki hicrânındadır hâsiyyet-i kat'-i hayât
Ol hayât ehline hayrânem ki hicrânındadır

Ey Fuzûli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadın
Tâblar kim sünbülünden rişte-i cânındadır

Fuzuli

17 Haziran 2015 Çarşamba

Aşk dâmına giriftâr olalı zâr olubem
Ne belâdur ki ana beyle giriftâr olubem
Dil demekden kesilüp ten hareketden veh kim
Künc-i gamhâneye bir sûret-i dîvâr olubem
Kudretüm yoh ki kılam kimseye şerh-i gam-ı dil
Eyle kim ârıza-i hecr ile bîmâr olubem
Hazerüm ta’neden ol gâyete yetmişdür kim
Yâra ağyâr olup ağyârum ile yâr olubem
Demezem dahi sana âşıkem ey gül zîrâ
Sana âşıklığum izhâr edeli hâr olubem
Akl u sabr u dil ü din getdi bihamdi’llâh kim
Sefer-i sâhil-i sevdâya sebük-bâr olubem
Yoh Fuzûlî haberüm mutlak özümden bes kim
Vâlih-i nakş-ı hayâl-i ruh-i dildâr olubem
Fuzuli

11 Haziran 2015 Perşembe

Gönülde bin gâmım vardır ki pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta’nından efgân eylemek olmaz
Gönülde bin gamım var, bunu gizlemem mümkün değil.
Bu öyle bir gamdır ki başkasının ayıplamasından figan etmek olmaz.
Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı
Ne müşkil der imiş aşkın ki dermân eylemek olmaz 
Alemde ne kadar zor dert olursa derman bulunur.
Senin aşkın ne zor dert imiş ki derman bulmak mümkün değil.
Fena mülküne çok azm etme ey dil çekme zahmet kim
Bu tedbîr ile def’i derd-i hicrân eylemek olmaz
Ey gönül, yokluk ülkesine çok yönelme, boşuna zahmet çekme.
Çünkü bu tedbir ile ayrılık derdini def etmek mümkün değildir.
Sakın gönlüm yıkarsın pendden dem urma ey nâsih
Hevâ-yi nefs ile bir mülkü vîran eylemek olmaz
Ey nasihatçi, sakın öğüde başlama, gönlümü yıkarsın.
Nefsin arzusuyla bir mülkü viran etmek olmaz.
Dehânın üzre lâ’lin istemiş dil def-i müşkildir
Görünmez hiç cürmü yok yere kan eylemek olmaz
Gönül senin ağzının üstündeki lali istemiş. Bunun yerine getirilmesi zordur.
Onun hiçbir günahı görünmüyor. Yok yere kan dökmeye gerek yok.
Du’âlar eylerim benden yana bir dem güzâr etmez
Ne çâre sihr ile servi hırâman eylemek olmaz
Dualar ediyorum, benden tarafa bir an olsun gelmiyor.
Sihir ile servi yürütmenin çaresi yok ki.
Fuzûlî âlem-i kayd içre sen dem urma aşkından
Kemâl-i cehl ile da’vây-i irfân eylemek olmaz
Ey Fuzuli, kayd aleminin içindesin, aşkından bahsetme.
Tam bir cehaletle kültür davasında bulunmak yanlıştır.

Fuzûlî

9 Haziran 2015 Salı

Aşka Sevdalanma

Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

Fuzuli

7 Haziran 2015 Pazar


İlm kesbiyle pâye-i rif'at

Bir hayâl-i muhâl imiş ancak

Aşk imiş her ne var âlemde

İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak

Fuzuli

5 Haziran 2015 Cuma

Gazel

Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı

Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cisminde hevâdan gayrı

Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk
Ki gözüm görmeye ol mâhlikadan gayrı

Yetti bi-kesliğim ol gayete kim çevremde
Kimse yok çizgine gird-âb-ı belâdan gayrı

Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbın ki bu seyl
Komadı hiç imâret bu binadan gayrı

Bezm-i aşk içre Fuzûli nice âh eylemeyem
Ne temettu' bulunur neyde sadâdan gayrı

Fuzuli

1. Senin yanında belâdan başka elde ettiğim şey ve aşkının yalunda fâni olmaktan başka beslediğim niyet yoktur,
2. Ey ay gibi güzel olan sevgilim! Ben gam meclisinin bir neyiyim; ateşe yanmış (ateşte kavrulmuş) kuru bedenimde arzundan, aşktan başka ne bulursan yele ver.
3. Ey kanlı gözyaşı! Ayrılık gününde yüzümü perdele ki gözüm o ay yüzlüden (ayrıldıktan sonra) ondan başka kimseyi ve başka şeyi görmesin.
4. Kimsesizliğim o dereceye vardı ki, etrafımda belâ girdabından başka dönüp dolaşan yok.
5. Bana, ne gönlümün ateşinden başka kimse yanar, ne de sabah rüzgârından başka kimse kapımı açar!
6.Ey dalga! Gözyaşımın kabarcığını bozma ki bu sel (gözyaşı seli), bu binadan başka sağlam yapı bırakmadı.

7.Ey Fuzûlî! Aşk meclisinde nasıl ah etmeyeyim ki bende, kazanç olarak, feryattan başka ne bulunabilir...